a

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün Ardından

0

BEĞENDİM

8 Mart Dünya Kadınlar Günü ile ilgili olarak gününde konuşmak istemedim sizlerle. Çünkü kadınlarımızı bir gün değil, her gün hatırlamamız gerekiyor.

Türkiye’de bir insan olarak yaşamak oldukça zor… Fakat bir “kadın” olarak yaşamak daha da zor! Çünkü Türkiye, açlığın nirvanasını yaşayan tek ülke.

Cinsiyet ayrımcılığının en çok yaşandığı ülkemizde oldukça büyük şirketler, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne özel yazılar, sosyal medya hesaplarından gönderiler paylaştı. Tabii ki paylaşmaları gerekiyordu. Fakat gerçekten kadınlara gönderilerindeki ya da yazılarındaki gibi değer veriyorlar mıdır sizce?

Şirketin ismini burada paylaşmayacağım… Doğum yaptığı için doğum izni kullanmak isteyen arkadaşıma izin verilmedi şirket tarafından. Doğum iznine ayrılmanın geçerli bir sebep olmadığı söylendi. Ben bir kadınım, doğum yapıyorum ve doğum izni alamıyorum. “O zaman işe bebeğinle git” dedim, bence verilecek en iyi cevap bu olacaktır. Ki kendisi, Türkiye’yi bırakın yurtdışına da açılmış bir firma. Keşke gönderilerindeki gibi kadınlara değer verseler…

Ben Bir Cinsel Obje Değilim

Biga’da alışveriş merkezinin etrafında birçok kafe bulunuyor ve hepsi de görseniz, tıklım tıklım… Çünkü burayı öğrenci besliyor. Ne zaman oturmaya gidecek olsanız, masa bulmanız zor. Eğer kafede oturmak istiyorsanız en geç akşamüstü gitmeli ve gece boyunca bulunduğunuz yerden kalkmamalısınız.

Dünya Kadınlar Günü’ne özel olarak Instagram hesaplarından takip ettiğim bu kafelerin sahipleri, gelen kadınlara çiçek dağıtmış. Buraya kadar her şey çok güzel, hatta çok ince ve güzel bir düşünce. Fakat kardeşim, ben senin kafene oturmaya geliyorum, sen kafe patronu olarak beni göz hapsine alıyorsun, oturuşumdan kalkışıma kadar her detayımı baştan aşağıya inceliyorsun. Beni bir cinsel obje olarak görüyorsun. E nerede şimdi senin kadınları önemsemen? Ben senin yerinde rahat rahat çay bile içemiyorum. Çünkü sen beni cinsel bir obje olarak görüyorsun… Ben bir cinsel obje değilim ki senin göz hapsinde tutabileceğin! Fakat bunu bir tek kafe sahipleri değil, Türkiye’deki her 3 erkekten 2’si yapıyor, Biga ile sınırlamamak lazım.

Tamam kabul, güzel bir kadın görünce ben bile bakıyorum. Fakat bakıp, geçiyorum. Keşke sizler de sadece bakıp geçebilseniz. Açlığınızı, doyumsuzluğunuzu ve bir kadını “kadın” olarak göremeyişinizi bu kadar belli etmeseniz…

Türkiye’de Kadın Hakları

Hadi bu konuyu geçelim biraz da Türkiye’deki kadın haklarından bahsedelim. Mesela bundan 1 ya da 2 yıl evvel bir milletvekili demişti ki “Kadınlar hamileyken sokağa çıkmasın”. Yahu ben bir kadınım, hamile kalmak, insanoğlunun devamını getirmek, doğum yapmak hayatımın bir parçası. Neden hamileyken sokağa çıkmayacakmışım?

Şule Çet cinayetine bakalım… Sırf erkek arkadaşının evinde alkol aldığı için cinayet soruşturmasında “erkek arkadaşının evine giderek alkol almak cinsel birlikteliğe rızası olduğunu gösterir” denmişti. Benim erkek arkadaşımın evinde içki içmem, tecavüze uğrayabileceğimi mi gösterir?

Mesela pazar dönüşü çok yürekli bir abimizin “Ver elindekileri sen taşıyamazsın kadınsın güçsüzsün” demesi bana… Hayır efendim, ben güçsüz falan değilim! Kendi torbamı kendim taşıyacak kadar güçlüyüm. Evet fiziksel olarak yaradılışımız sebebiyle erkeklere nazaran güçsüz olabiliriz ama sizlere hatırlatmak isterim, Amerika’da bir kadın, bebeği arabanın altında kalınca arabayı kaldırıp yana devirmiştir.

Son sözüm olarak, bir kadın ne güçsüzdür, ne de cinsel obje. Bir kadın, kadındır. Bir kadını ya da erkeği önce insan olduğu için sevin. İnsan olduğu için değer verin. Kadın ya da erkek olmaktan da öte, insan olabilmek çok önemli…

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.