Maliye Politikası Nedir?

Mali, iktisadi, sosyal ve siyasal amaçlara ulaşabilmek için kamu gelirlerinin ve giderlerinin hükümet tarafından kullanılarak uygulandığı iktisat politikasına “Maliye Politikası” denmektedir. Bu politikada mali araçlar kullanılarak ekonomik amaçlara ulaşmak hedeftir. Maliyet Politikası, genişletici ve daraltıcı maliyet politikaları olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Aynı zamanda bu politika üzerine “klasik” ve “keynesyen” olmak üzere iki farklı düşünce biçimi de hakimdir. Maliye politikasını daha detaylı bir şekilde tanımlamak gerekirse; devletin vergi ve kamu harcamalarını kontrol altında tutarak ve kullanarak, makroekonomik değişkenleri etkilemesidir. Amaç ekonomide “tam istihdam” yaratmaktır. Adil bir gelir dağılımı için uygulanmaktadır. Günümüzde bu politika yerini “Para Politikası”na bırakmıştır.

Politikanın başarıyla uygulanabilmesi için dört temel ana unsur üzerinde durulması gerekir. Bu unsurlar; vergiler, harcamalar, borçlanma ve diğer politikalardır. Yapılan harcamalar doğrultusunda gelir arttırıcı etkiler yaratılmaya çalışılır. Toplanan vergiler ile de gelir düşürücü bir etki söz konusudur. İstahdam, gelir ve fiyatlar genel düzeyi değişkenlerini etkilemek amacıyla kullanılan bu politikayı uygularken aşağıdaki politikalarda da tam anlamıyla başarılı olmak gerekir:

  • Gelirler Politikası: Ücret ve fiyat oluşumunda devletin doğrudan müdahale ettiği politikalar
  • Dış Ticaret Politikası: Ticari dengenin sağlanması için uygulanan politikalar
  • Para Politikası: Fiyat istikrarı için kullanılan politikalar

Bu noktada amaç, ekonomik dengeyi sağlamak ve ekonomideki dengesizlikleri gidermektir. Bunun için de mali araçlar kullanılmaktadır. Kullanılan bu araçlar yer ve zaman ile ekonomik ve sosyal unsurların dikkate alınmasını sağlamaktadır. Fiyat istikrarı, tam istihdam, ekonomik büyüme ve gelişme, adil gelir ve servet dağılımı bu politikanın temel hedeflerdir. Konjonktürel (yapısal) dalgalanmalardan da ekonominin uzak tutulması istenir ve bu sayede ekonomik yapı korunmaya çalışılır.

Ekonomik istikrar söz konusu olduğu zaman maliye ve para politikaları kullanılabilmektedir. Geçmişte maliye politikasının uzun yıllar boyunca kullanıldığı görülse de günümüzde yerini para politikasına bırakmıştır. Bu iki politika birbirine oldukça benzemektedir fakat politikalar içerisinde “devletin” ya da “hükümetin” etkisi ve etkinliğine dair farklılıklar bulunmaktadır. Maliye politikasında devlet direkt ve doğrudan ekonomiye etki etme ve mali araçları kontrol etme hakkına sahiptir. Aynı zamanda maliye politikasının mal piyasası üzerinde bir etkisi varken para politikasının ise varlık üzerinde bir etkisi bulunmaktadır. Bu nedenle günümüzde para politikasının kullanılması daha uygundur.

Maliye politikasının tarihine bakılacak olursa, 1929 yılında yaşanan Büyük Bunalım karşımıza çıkmaktadır. Bu ekonomik çöküş sebebiyle devletin ekonomiye müdahalede bulunması gerekmiştir. Sistemi bir şekilde teorik olarak ortaya konması ise 1930 yılında gerçekleşmiştir ve John Maynard Keynes öncülüğünde bu politika uygulanmaya başlanmıştır. O zamanlarda yaşanan Büyük Bunalım, hükümetlerin ekonomik yönden daha dikkatli olmasını sağlamıştır. 1970’li yıllara kadar bu yaklaşım sürmüştür fakat 70’li yıllarda da “stagflasyon” yani “ekonomide durgunluk” kavramı ortaya çıkınca politikanın bu alanda bir çözüm yaratmadığı görülmüş, dolayısıyla geleneksel maliye politikası üzerine tartışmalar meydana gelmiştir. 80’li yıllara doğru ekonomik bir dönüşümün söz konusu olması sebebiyle bu ekonomi üzerinde değişimler meydana getirilmiş ve para politikasına geçiş sürecinin başladığı görülmüştür.

Dönem dönem maliye politikası üzerindeki düşünceleri incelemek gerekirse tarihsel sıralama aşağıdaki gibi olacaktır:

  • Merkantalizm (16. ve 18. yüzyıl)
  • Fizyokrasi (18. yüzyıl)
  • Klasik İktisadi Düşünce
  • Keynesyen İktisadi Düşünce (1929)
  • Rasyonel Beklentiler Yaklaşımı (1960)
  • Monetarist Yaklaşım (1970)
  • Arz Yönlü İktisat Yaklaşımı (1970)
  • Post Keynesyen Yaklaşımı (1970)
  • Yeni Keynesyen Yaklaşım (1980)

Bu yaklaşımlar içerisinde en önemli olan iki düşünce (diğer düşünceleri de etkilemesi sebebiyle) “Klasik İktisadi Düşünce” ve “Keynesyen İktisadi Düşünce” olarak bilinmektedir.

  • Klasik İktisadi Düşünce: Adam Smith, David Ricardo, Thomas Robert Malthus ve John Stuart Mill tarafından bulunan bu düşünce; doğal düzen, doğal hukuk, bireycilik ve faydacılık felsefesini ön planda tutmaktadır. Tam rekabet piyasasının koşulları bu düşüncede geçerlidir ve ekonomi tam istihdamda dengededir.
    Say Kanunu geçerlidir ve bu kanuna göre “Her arz kendi talebini oluşturur” düşüncesi benimsenmektedir. Ücret, fiyat, faiz gibi değişkenler esnektir ve devletin ekonomiye direkt olarak müdahalesi bulunmamaktadır. Devletin müdahale edebildiği alanlar hukuk, diplomasi ve savunma ile sınırlıdır.
    Bu düşünceye göre toplanan vergiler yalnızca kamu harcamalarını finanse etmek amacıyla toplanmaktadır. Dolayısıyla kamu harcamalarının tamamı toplanan vergiler ile karşılanmaktadır. Bütçe, küçük ve dengeli olmalıdır ki borçlanmaya gidilmemelidir. Kamu borçlanmasının gelecek nesiller için tehlikeli olduğu düşünülmektedir bu nedenle devletin olağanüstü durumlar haricinde borçlanması yasaktır.
  • Keynesyen İktisadi Düşünce: 1929 yılında yaşanan ekonomik bunalım sonrasında John Maynard Keynes tarafından ortaya atılan bu düşünce klasik düşüncenin tam tersidir. “Her talep kendi arzını oluşturur.” düşüncesi hakimdir. Tam istihdamda ekonominin dengede olması zorunlu olmamakla birlikte tam istihdam noktasına ulaşana kadar da devletin ekonomiye müdahale etmesi gerekir.
    Bu düşünceye göre kamu harcamalarında yaşanan artışla birlikte istihdamda da bir canlanma gerçekleşir. Vergilendirmenin ekonomik, sosyal ve siyasal amaçları olduğu kabul edilir. Kontrol edilebilir ve küçük bütçe açıkları verilebilir. Devlet borçlanma yoluna da gidebilir.

Genişletici Maliye Politikası Nedir?

Keynesyen iktisadi düşüncenin hakim olduğu genişletici maliye politikasında, küçük ya da fazla bütçe açıkları verilerek bir takım mali amaçlara ulaşılmaktadır. Açık bütçe ile hareket eden politikada harcamalar, gelirden daima fazladır.

İktisadi olarak genişletici maliye politikası kavramını açıklamak gerekirse ekonomiyi canlandırmak ya da deflasyondan kurtulmak amacıyla kamu harcamalarının arttırılması, vergilerin düşürülmesi ve benzeri gibi bütçe açıklarının yaratılması anlamına gelmektedir.  Klasik düşüncenin hakim olduğu politikalarda genişletici maliye politikasının uygulanması başarısızlıkla sonuçlanacaktır. Maliye politikalarının etkin olup olmadığına IS-LM Analizi yoluyla bakılmaktadır. Genişletici maliye politikasında IS eğrisi (yatırım ve tasarruf eğrisi) daima sağa doğru kaymaktadır. Faiz oranlarını yükselterek LM eğrisini (faiz ve gelir eğrisi) dik konumda bırakmak amaçlanmaktadır. Böylelikle milli gelirin yüksek faizlerden etkilenmeden yatırım ve tasarruf yoluyla gelişmesini sağlamaktadır.

Fakat bu maliye politikasında “likidite tuzağı” ya da “dışlama etkisi” görülebilmektedir. Likidite tuzağında LM eğrisi yatay bir konumda olur. Yani tüketicilerin belli bir faiz oranına karşılık olarak ellerindeki parayı tutması, saklaması anlamına gelir. Yüksek faiz oranlarına karşı tüketiciler bu davranış biçimine geçiş yapabilirler. Bu da genişletici maliye politikasının uygulanmasını ve başarılı olmasını engeller. Dışlama etkisi ise LM eğrisinin tamamen dikey olduğunu varsayar ve bu durumda devlet borçlanma yoluna giderek ödünç verilebilir fon talebini arttırır. Bu da faiz oranlarını yükselten bir harekettir. Bu durum özel yatırım harcamalarını kısıtlar ve azaltır. Dolayısıyla özel sektör ekonomiden dışlanmış olur. Bu etkiyle birlikte milli gelirde herhangi bir değişim yaratılamaz. Ekonomik düzen içerisinde özel sektör payının daha yüksek olduğu daima göz önünde bulundurulmalıdır.

Eğer bir ekonomide genişletici maliye politikası uygulanmak isteniyorsa aşağıdaki koşullara mutlaka dikkat edilmesi gerekir:

  • Üretim mutlaka potansiyel oranın altında seyretmelidir. İşsizlik oranı görece bakımından yüksek, kapasite kullanım oranının da görece bakımından düşük olması gerekir. Yani çıktılar, girdilere göre negatif duruma düşmelidir.
  • Para politikası en başta olmak üzere diğer uygulanan politikalar döngü karşıtı olarak uygulanmamalıdır. Ekonomiyi canlandırma açısından maliye politikası belli bir sınırda tutulmalıdır.
  • Bu politika uygulanırken dışlama etkisi ya da likidite tuzağı yaratmamasına dikkat edilmelidir.

Bu durumlar genişletici maliye politikası uygulanırken üretim ve istihdamın talep açısından sınırlandırılmasına neden olmaktadır. Talep açığı söz konusu olduğu zaman para politikası uygulamak doğrudur. Maliye politikası uygulamak ekonominin canlanmasını sağlamayacaktır. Aynı zamanda enflasyon ve enflasyonla ilgili beklentilerde de yükselme yaşanacağı anlamına gelmektedir. Bu nedenle genişletici maliye politikasının etkin bir şekilde işleyebilmesi için mutlaka dışlama etkisi, likidite tuzağı ya da finansal dışlama etkisi yaratmaması gerekmektedir. Borç stokunun milli gelir oranından düşük olması ve borç stoku vadesi ile kompozisyonunun faiz ve kur dalgalanmalarına karşı hassas olmaması gerekir. Eğer faiz ve kur dalgalanmalarına karşı hassasiyet gösteriliyorsa bu politika başarılı olmayacaktır.

Daraltıcı Maliye Politikası Nasıl Uygulanır?

Daraltıcı Maliye Politikası, klasik iktisadi düşüncenin temelini aldığı bir politikadır. Ekonomideki enflasyonu düşürmek amacıyla kamu harcamalarını azaltmaya ya da vergileri arttırmaya yönelik mali araçların kullanılarak bütçe fazlası yaratmayı hedeflemektedir.

Vergilerin arttırılması ile birlikte toplanan vergiler aracılığıyla yeni vergi payları yaratılmaya ya da vergiler uygulamaya da çalışılmaktadır. Kamu borçlanmasına her ne kadar bu politika içerisinde karşı çıkılsa da iktisadi ve sosyal hedefler açısından bir finansman olarak görülebilmektedir. Fakat burada borç azaltılmamakta ya da arttırılmamaktadır. Sadece borcun kaynağının ya da vadesinin tespit edilmesini sağlamaktır. Daha anlaşılır bir şekilde açıklamak gerekirse enflasyonun yüksek olduğu zamanlarda fiyat artışlarını da en yüksek seviyeye getirmek tüketicilerin kısa vadeli borçlar yerine uzun vadeli borçlanmayı tercih etmesine neden olmaktadır.

Kamu harcamalarının azaltılmasına ya da vergilerin arttırılmasına dayanan daraltıcı maliye politikası IS eğrisinin (yatırım ve tasarruf eğrisi) sola kaymasını, LM eğrisinin (faiz ve gelir eğrisi) ise pozitif yönde eğimli olmasını sağlamaktadır.

Bu politika enflasyon olduğu durumlarda uygulanmalıdır. Enflasyon söz konusu olduğunda toplam talebin, toplam arzı aşması gerekir. Dengeyi koruyabilmek için toplam talebi dizginleyecek bir politika tercih edilmelidir ki o politika daraltıcı maliye politikasıdır. Daraltıcı maliye politikası talebe yönelik bir politika olduğu için ekonomideki canlılığı geri kazanmak gerekir. Kamu harcamaları da ekonomideki canlılığı direkt olarak etkilemektedir. Eğer talep fazlalığı azaltılmak isteniyorsa kamu harcamaları azaltılmalıdır.

Daraltıcı maliye politikası içerisindeki kamu harcamalarının etkileri oldukça farklı olabilmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta bu politikayı uygularken hangi kamu harcamasının türünün azaltılacağına karar vermektir. Devlet tarafından mal ve hizmet alımına dayalı olan reel harcamalar, cari ve yatırım harcamalarından oluşmaktadır. Söz konusu olan bu harcamalar içerisinde personel ödemeleri, ısınma, su, kira, kırtasiye masrafları ve benzeri gibi pek çok harcama yer almaktadır. Kamu harcamalarını azaltırken cari harcamaları kısmak, daraltıcı maliye politikasını uygulama açısından faydalı olmayacaktır. Çünkü devletin devamlılığına etki eden kamusal hizmetler sağlıklı bir şekilde yürütülemeyecektir. Yatırım harcamalarına bakılacak olursa, uzun vadede üretim kapasitesini arttırabilen harcamalar olduğu görülmektedir. Enflasyonun olduğu durumlarda uygulanan bir politika olduğu için yatırım harcamalarını azaltmak en doğru yöntem olacaktır. Çünkü yatırım harcamalarının uzun vadede görülmesi, büyük miktarlardaki harcamaların uzun vadede alınmasını sağlayacaktır. Dolayısıyla toplumsal baskı en az seviyeye indirilmiş olunacaktır. Fakat burada dikkat edilmesi gereken nokta yatırım harcamalarının kısılmasının uzun süreli olmasında, ekonomik büyümenin de aynı oranda düşeceğidir.

Maliye Politikası Araçları

Maliye Politikası, devletin ekonomiye stagflasyon, deflasyon ya da enflasyon ortamında müdahale etmesi anlamına gelmektedir. Bu müdahalede üç ana araç kullanılmaktadır. Bu araçlar vergilendirme, kamu harcamaları ve kamu borçlanmasıdır. Devlet bu araçları kullanarak ekonomi üzerinde genişletici ya da daraltıcı bir etkiye sahip olabilmektedir. Ekonomideki gidişata göre maliye politikasında değişimler yapılabilmektedir.

  1. Vergilendirme: Vergi, kamu harcamalarına finansman kaynağı yaratabilmek amacıyla devlet tarafından vergilendirme yetkisi verilen kurumlar aracılığıyla, kanuni şekilde karşılığı olmaksızın, hakimiyet gücü esas alınarak, cebri olarak gerçek ve tüzel kişilerden alınan nakdi ödemeler anlamına gelmektedir. Vergilendirmenin temeli, kamu harcamalarına finansman ya da finansman kaynağı oluşturmaktır. Vergilerin arttırılması ekonomiyi daraltma yoluna giderken, vergilerin azaltılması ise genişletici bir etkiye sahip olacaktır. Dolayısıyla vergiler, ekonomiyi direkt olarak etkileyen en önemli mali araçlardan biridir.
    Devlet, vergilendirme yaparken temelde iki türlü vergi toplaması gerçekleştirmektedir. Bu vergiler dolaylı ve dolaysız vergiler olarak iki alt grupta toplanmaktadır. Dolaysız vergiler, gerçek ve tüzel kişilerin gelir ve servetleri doğrultusunda onlardan alınan vergiyi ifade etmektedir. Dolaylı vergiler ise herhangi bir tüketim eylemi sonucunda alınan vergi anlamına gelmektedir. Dolaysız vergilere Gelir Vergisi ya da Kurumlar Vergisi, dolaylı vergiye de KDV (Katma Değer Vergisi) örneğinin verilmesi doğru olacaktır.
  2. Kamu Harcamaları: Devlet, kamu faaliyetlerini yürütebilmek için kamu harcaması yapmalıdır. Bu faaliyetlerin sürdürülebilirliği yapılan harcamaya bağlıdır. Devlet ekonomideki duruma göre kamu harcamalarına müdahale etme hakkına sahiptir. Kamu harcamaları; yatırım harcamaları, tüketim harcamaları ve transfer harcamaları olarak üç ana başlıkta toplanmaktadır. Üç harcama türünde de devlet herhangi birini seçerek arttırma ya da azaltma yoluna gidebilmektedir. Harcamaların arttırılması ekonomide genişletici bir etkiye sahiptir. Azaltılması ise daraltıcı etki yapmaktadır.
  3. Kamu Borçlanması: Maliye politikasını direkt olarak etkileyen araçlardan biri de kamu borçlanması ya da kamu borçlanmalarıdır. Ekonomide yaşanan enflasyon ya da stagflasyon sebebiyle devlet kimi zaman vergiler yoluyla finansman ihtiyacını karşılayamamaktadır. Bu durumda kendisine yeni bir finansman ya da finansman kaynağı oluşturabilmek için kamu borçlanmasını bir mali araç olarak kullanmaktadır. Tüzel ya da gerçek kişiler aracılığı ile bu borçlanma yapılabilmektedir. Ülkemizde 2001 yılına kadar gerçek kişiler üzerinden borçlanma yapılmamaktaydı fakat 2001 yılında yaşanan ekonomik kriz sebebiyle ekonomiye getirilen bazı düzenlemeler sonucunda gerçek kişilerden de borçlanma yapılabilir hale getirilmiştir. Ekonomideki gidişata bağlı olarak devlet, iç ve dış borçlanma olarak kamu borçlanması yapabilmektedir.
    Eğer devlet iç borçlanma yolunu tercih ederse borçlanma düzeyini de arttıracak demektir. Bu da uzun vadede borçlanma anlamına geleceği için ekonomide daraltıcı bir etkinin oluşacağını göstermektedir. O halde kamu borçlanmasını arttırmak daraltıcı bir etki olurken, kamu borçlanmasını azaltmak ise genişletici bir maliye politikasına sahip olunmasını sağlayacaktır.

Tüm bu araçları tek bir tablo üzerinde toplamak gerekirse karşımıza aşağıdaki gibi bir tablo çıkacaktır:

Politika Aracı Genişletici Etki Daraltıcı Etki
Vergilendirme Vergi Oranı Azaltılması Vergi Oranı Artırımı
Kamu Harcamaları Harcama Artışı Harcama Azalışı
Kamu Borçlanması Borçlanma Azalışı Borçlanma Artışı

Tabloda dikkat edilmesi gereken nokta politika araçlarında vergilendirme ve kamu borçlanmasının aynı yönlü oluşudur. Buna nazaran kamu harcamaları ise ters yönlüdür. O halde vergilendirme ve kamu borçlanması azaltılırken kamu harcamalarının arttırılması genişletici etki, tam tersi şekilde yapılması ise daraltıcı bir etkiye neden olacaktır.

Maliye Politikası Amaçları

Maliye politikasının uygulanmasındaki temel amaç ekonomik ve sosyal düzeni sağlamak, dengelemektir. Dolayısı ile amaçları iki alt grupta incelemek doğru olacaktır.

Maliye politikasının ekonomik amaçları aşağıdaki gibidir:

  • Kaynak tahsisinde etkinlik sağlamak
  • Üretimde etkinlik oluşturmak
  • Bölüşümde etkinlik yaratmak
  • İktisadi açıdan etkin olmak
  • Ekonomik yönden istikrar sağlamak
  • Tam istihdamı yakalamak için enflasyon, deflasyon ya da stagflasyondan yararlanmak,
  • Eksik istihdamı gidermek
  • İşsizlik ile mücadele etmek
  • Ekonomik yönden büyüme ve kalkınma elde edebilmek

Maliye politikasının sosyal amaçları ise aşağıdaki gibidir:

  • Gelir dağılımında adalet sağlamak