Markalaşma

Günümüzde marka takıntısı bir çok insanda var. Bunlardan biriyseniz 28 dolar maliyet ile oluşturulan bir ürüne sadece tanınan bir marka diye 1000 dolar civarında ödeme yapabilirsiniz (!) Bu söylediğimi yapan dünyaca ünlü bir marka. Bir de daha düşük seviye olmasına rağmen dünya çapında tanınan markalara da benzer şekilde marka parası ödemeye mecbur hale geldik. Neden mecburuz diyorsanız; insanın kendini kanıtlama ve saygı görme yetisini hatırlayalım. Saygı görme isteği artık günümüzde gösteriş olarak algılanıyor.

İnsan psikolojisi buna elverişli olduğu için de bir çok marka çok ucuz maliyet ile ürün veya hizmet üretse bile marka bilinirliğini kullanarak yüksek miktarda paralar kazanabiliyorlar. Kazançları her geçen gün artan markalar aynı zamanda markanın değerini de arttırmış oluyorlar. Çünkü marka bilinirliği ne kadar artarsa satışlar artıyor, markanın piyasa değeri ile rekabet edebilme düzeyi yükseliyor ve dolayısıyla kazanç da marka değeri de artmış oluyor.

Markalaşmanın Önemi

Markalaşmayı şöyle de düşünebiliriz; çok tanınan bir sanatçının bölüm başına 100 bin Türk Lirası alırken az tanınan sanatçı ise bölüm başına 40 bin Türk Lirası alır. Ürün veya hizmetleri alırken kaliteye değil de markaya bakıyoruz. Fiyatları diğer markalara göre çok uçuk rakamlar olsa da alıyoruz. Kurumsallaşmış ve tanınan markalara olan güven, diğer markalara oranla çok daha fazla… Mesela şöyle düşünelim; çok tanınan bir bankaya 1 milyon dolarınızı gönül rahatlığıyla yatırabilirsiniz ama markalaşmayı başaramamış ya da tanınmayan bir bankaya bin dolar bile yatırmak istemezsiniz.

Markalaşmanın önemi şirketler açısından bu yüzden önemlidir. Müşterileri elde tutmakta ve satış yapmakta zorlanmazlar. Ayrıca şirketler için sürdürebilirliği de kolaylaştırır. Yanlış seçim yapan, yanlış politikalar uygulayan şirketler ise piyasadan silinmeye mahkumdur. En son açıklanan verilere göre 2000 yılından bu zamana kadar “En Değerli 100 Global Markanın/Şirketin” sadece 31 tanesinin hala “En Değerli 100” sıralamasında kalması da buna örnektir. Türkiye açısından bakarsak, markalaşmanın pek bir öneminin kalmadığını, üretsek bile tanıtım ve pazarlama yapmadığımızı görüyoruz. 2020 yılının da konkordato yılı olacağını düşünürsek piyasada tutunmayı başaran belli başlı markalar kalacağını da göreceğiz.

Markaların Türkiye Piyasası Sorunu

Birçok marka Türkiye piyasasından çekildi ya da yatırım yapma kararlarını durdurdu. Türkiye’den çekilmeyen markalar ise fiyatlarını her geçen gün arttırmakta… Bunların tabii ki başlıca sebepleri var; iç piyasa güvensizliği, terör olayları, yanlış politikalar ve benzeri gibi… Bundan birkaç yıl önce 150 liraya alabildiğimiz ürünlerin şuan fiyatları 300 lira ve üzeri. Bu da yetmiyormuş gibi pek çok markanın indirim oyununa aldanıp alışveriş gerçekleştiriyoruz. Black Friday, özel günleri kapsayan indirimler, kapatıyoruz adı altında fiyatları sözde yarı yarıya düşüren mağazalar, ikinci ürün 1 TL kampanyaları ve daha nice yalan indirim ile doldu etrafımız.

Markalar, stratejik olarak algılamaya yöneliyor. Aslında onlar müşteri aramıyor. Bizim onları aramamızı sağlıyorlar…

Kapalı