a

Türkiye Neden Pazarlayamıyor?

0

BEĞENDİM

Bu yıl bilhassa Uluslararası Ticaret ve Uluslararası Pazarlama derslerini seçmeye karar verdim. Geçtiğimiz hafta ders içerisinde öğretmen tarafından yöneltilen birkaç soru beni Türkiye’deki pazarlama stratejilerine ve nerede yanlış yaptığımızı düşünmeye itti.

Türkiye’de pazarlama kavramı yeni bir kavram değil. Söz konusu satış ve pazarlama olduğunda ülkemizde çok iyi pazarlama taktiklerinin olduğunu görebilirsiniz. Bir giyim mağazasına sadece ayakkabı almak için girip, üç çanta, beş kazak fakat ayakkabı almadan çıkmanız, stratejilere maruz kaldığınızı gösterir. Fakat iyi bir pazarlama, asla bu demek değildi.

Günümüz tamamen teknoloji üzerine dayalı bir hale geldi. Teknolojiyi en iyi şekilde kullanan ve kullanıcıya en iyi “kullanıcı dostu” ürünü satan, pazarlayan kişi şirket olarak ön plana çıkmaya başladı. Geçtiğimiz günlerde Samsung katlanabilir gövdeye sahip olan, açıldığında tablete dönen Galaxy Fold akıllı cep telefonu modelini tanıttı mesela… Hemen ardından da Huawei, Mate X ile aynı tanıtımı gerçekleştirdi. Fakat gördük ki Mate X, Galaxy Fold’u tamamen solladı.

Neden solladı? Özellik olarak daha ayrıntılı, kullanım açısından daha iyi ve pazarlama stratejisi açısından daha başarılı olduğu için… Pazarlama denilince aklınıza özellikle dört kavramın gelmesi gerekiyor. Fiyat, ürün, pazarlama ve dağıtım. Bu dört kavramı başarılı bir şekilde uygulayabildiğiniz takdirde, hem kendi ülkenizin hem de yurtdışı ülkelerinin pazarlarında yayılabiliyorsunuz.

Pazarlamada gerçekten başarılı olabilmek için en başarılı olmanız gereken konu dağıtım konusu. Aramızda mutlaka Ali Express kullanan ya da yurtdışından sipariş veren kişiler vardır. Bir kargonun gelmesi kimi zaman 15 günü bulurken kimi zaman 3 ayı bile bulabiliyor. Bunun sebebi tamamen dağıtım kanallarıyla alakalı.

Dağıtım kanalınız ne kadar iyi olursa, müşterilere artı bir özellik sunduğunuz için ön plana çıkıyorsunuz. İşte tam da bu konuda Türkiye’nin eksik olduğu noktayı keşfettim. Girişimcilik konusunda zaten zayıf olduğumuzu biliyorum. Ülkenin girişimci bireylere ne kadar aç olduğunu fakat aç olmasına rağmen tok davrandığını görebiliyorum (ne yazık ki)…

Türkiye’de az önce bahsetmiş olduğum dört kavramı tam anlamıyla uygulayabilen herhangi bir firma ya da şirketten bahsetmek, samanlıkta iğne aramak gibi oldu. Elbette bu dört kavramı oldukça başarılı bir şekilde uygulayan firmalar söz konusu ama sayılı…

Bunun haricinde yaşamış olduğumuz dönemdeki ekonomik dengesizlikler (kriz demem uygun görülmüyor artık), sebebiyle ne yurtdışı pazarlarına açılabiliyoruz ne de yurtdışındaki pazarlar ülkemize gelebiliyor. Biri yurtdışı pazarına açılmak istediğinde kendisinden Manas Destanı gibi bir sürü belge ve evrak sahibi olması isteniyor. Ayrıca iyi de bir gelir beklentisi içerisinde olması gerekiyor ki yurtdışı pazarına açılabilmesi için devlet ona o desteği verebilsin…

Dünya üzerinde iki pazara giriş yaptığınız zaman ve bu pazarlarda satış yapabildiğiniz zaman resmen size “Yürü ya kulum!” denmiş oluyor. Bunlardan biri Çin, diğeri ise ABD… Amerika ya da Çin pazarına giriş yapabilmek de ülkemizden neredeyse imkansız bir hale gelmiş durumda (döviz kurlarından bahsetmeme gerek olmadığını düşünüyorum). Çünkü en büyük engel ne yazık ki vergiler…

Gümrük vergisi, ticari mal vergisi, kalite standartlarına uygun olması için ISO belgeleri, belgelerin vergileri, mühür vergisi, şu vergi, bu vergi derken, bir de üzerine ülkemizdeki tuhaf bir vergilendirme sistemi işlerken, yurtdışı pazarlarına açılmak oldukça zor bir hale geliyor…

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.