a

Yazlıktaki Bahçe Varken Çok Zenginmişiz

0

BEĞENDİM

Günaydınlar, günaydınlar… Dün akşamki haberleri izlediniz mi? Türkiye’de “tanzim satış” dönemi başladı. Enflasyonla topyekun mücadele edebilmek adına devletin “halk sebze” satışına başladığı döneme girdik yani.

Bir yandan diyorum ki bu sistem gerçekten başarılı bir şey oldu, bir yandan da diyorum ki neden tanzim satış yapıyoruz? İnanın kendi içimde çelişkiler yaşıyorum. Bir yandan “Gerçekten başarılı bir uygulama olabilir” derken, bir yandan da “2006 yılında yasaklanan yerli tohum üretimini, 2018 yılında sertifikalı tohuma dönüştürerek neden 12 yıl boyunca ülkemizde tohum üretimi yaptırmadık?” sorusunu kendi kendime soruyorum.

İstanbul’da 50, Ankara’da 30 farklı noktada belediyelere ait araçlarla tanzim satış yapacak olan araçlar kurulacak. Bu araçlarda son zamanlarda fiyatı ile oldukça revaçta olan yeşil biber, patlıcan ve domates gibi sebze-meyve ürünleri satılacak. Pazar ve marketlerde kilosu 20 lirayı bulan patlıcan, bu araçlarda daha ucuza satılacak. Böylece halk daha ucuza sebze-meyve satın almış olacak.

Bu açıdan baktığımız zaman çok güzel bir uygulama fakat…

12 Senelik Tohum Fetreti

Hatırlar mısınız bilmem, 11 yıl boyunca Osmanlı Devleti’nde padişahsız geçen bir “Fetret Dönemi” olmuştu. 11 yıl boyunca süren taht kavgaları sebebiyle padişah konulamamış ve hatta Osmanlı Devleti bu dönemden sonra çöküşe geçmişti.

2006 yılından 2018 yılına “yerli tohum” üretimi olmadan bir 12 yıl geçirdik. Bu dönem içerisinde hiçbir şekilde çiftçilerin kendi tohumlarını üretmesine ve kullanmasına izin verilmedi. Piyasa içerisinde tamamen ithal tohum kullanıldı ve çiftçi borçlandıkça borçlandı. En sonunda birçok çiftçi tohum alamadığı için arazilerini nadasa vurdu geçti. Çiftçilik yerine başka bir mesleğe geçti. Evini geçindirmek yerine borçlarını ödeyebilmenin derdini yaşamaya başladı. Çiftçi, Osmanlı Devleti gibi tohum fetreti yaşadıktan sonra çöküşe geçti.

Tarım yoksa, gıda ürünü yoksa, çiftçi yoksa, üreten ve üretim yoksa, enflasyon giderek artıyor ve artık tüketici sebze-meyve alamıyorsa acaba bizlerde fetret dönemine mi girdik?

İki Sene Önceye Kadar

İzmir’de bir yazlığımız ve bu yazlığında bir bahçesi bulunuyor. Bundan iki sene öncesine kadar dedem her yıl sebze ve meyve ekerdi. Halen daha portakal, mandalina, zeytin ve limon ağaçlarından meyve-sebze almaya devam ediyoruz. Fakat bundan iki sene önce bahçede erik, incir, patlıcan, domates, biber gibi çok çeşitli ürünler de bulunuyordu.

Fark ettim ki bundan iki sene öncesine kadar biz çok zenginmişiz. Bahçeye inip salatalık koparıp yiyordum. Patlıcanları toplayıp, akşam yemeğine kızartma yapıyordum. Hem de top patlıcandan bahsediyorum. Kimi zaman o patlıcanları mangalda közleyip, mezelerde yapıyordum. Öyle 1 tane patlıcan da değil. 4-5 patlıcandan bahsediyorum. Sıkıysa şimdi aynısı yapayım, yapabilecek miyim?

Yazlığın bahçesinde sebze ürünleri varken ne kadar da zenginmişiz… Dedem hep “Kendi ürettiğini yemek gibisi yok”, “Kendi sebzemizi üreterek yıllık manav masrafını yarıya indiriyoruz” dediği zaman “Marketten de alabiliriz neden yoruyor kendini bahçeyle?” diyordum. Meğer dedem ne kadar haklıymış…

Yaşlandığı için bahçeyle ilgilenememeye başlayınca tohum ekip yetiştirmeye ara vermek zorunda kalmıştı. Keşke azıcık dedemi bahçede iş yaparken izleseydim de bahçeyle ben ilgilenseydim. Şimdiye patlıcanların içinde yüzüyor olurdum… Zenginliğin içinde yüzer dururdum…

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.