a

Yokluğa Bir Kez Alıştıysa İnsan

0

BEĞENDİM

Günaydın Sevgili Okurlarım… Genel olarak gündem hakkında tartıştığımızı biliyorum fakat sizinle bugün hayata bakış açış tarzımız hakkında konuşmak, birkaç paylaşım yapmak istiyorum. Çünkü biliyorum, hayat her zaman yaşananları takip etmek değil, yaşanılmışları da takip etmekten geçiyor.

Geçtiğimiz gün sosyal medya hesabım üzerinden iki farklı videoya denk geldim. Biri, 1 yıl 8 ay cezası olmasına rağmen 33 yıl hapis yatan mahkumun videosu, diğeri ise Cüneyt Özdemir’in paylaşmış olduğu bir video.

Cüneyt Özdemir bu videosunda ilk aşkından, ilk aşkını kaybedişinden ve kaçırdıklarından bahsederken şunu diyor, “Ertelemeyeceksiniz böyle şeyleri… Gidiş var, dönüş yok bazı şeylerde”. Gerçekten de öyle. Bazı gidişlerin, hiçbir şekilde dönüşü olmuyor.

Henüz 23 yaşında olabilirim. Birçoğunuz eminim, “Daha yaşayacağın çok şey var, bunlar ne ki?” diyebilir… Haklısınız, katılıyorum bu fikirlerinize ama insanın olduğu yaş pek de önemli değil, fakat aynada gördüğüm kişinin kaç yaşında olduğunu bilmem önemli ve inanın o kişi 23 yaşında değil.

İnsan bir acıya alıştığı zaman ya da bir şeyin yokluğuna alıştığı zaman aynı acıyla-yoklukla karşılaştığında fazla tepki vermiyor, veremiyor. Fakat acının-yokluğun boyutu ve şekli değiştiğinde, siz de değişiyorsunuz. Çünkü acı ve yokluk, insanı değiştirir. Bu nedenle aynada gördüğüm kişi hiç de 23 yaşında değil…

Hiç Çocuk Olamamak

Çoğu insanla ilk tanışmamızda bana “Dışarıdan burnu kalkık, soğuk ve sert” duruyorsun der, biraz tanıştıktan sonra “Yaşından büyük konuşuyorsun ama göründüğün gibi değilsin, çok safsın” ve sonrasında “Sen yaşıtların gibi davranmıyorsun” ve bu cümle zamanla “Kalpsizsin” şekline dönüyor. Oysa kalpsizlikten çok, hiçbir zaman çocuk olamamış, hep büyük olmak zorunda kalmış ve buna endekslenmiş biriyim.

Evet, hiç çocuk olamamak kötü bir şey… Fakat hayat insanları öyle oyunlarla, öyle olaylarla sınıyor ki, çocuk olmanıza fırsat vermiyor bazen. Bu nedendir ki eğlenmeyi bilmem, çocuk olmayı ya da çocuklar gibi eğlenmeyi bilmem. Lakin halen daha parkları çok severim ve her canım yandığında kaydıraktan kaymaya giderim. Çünkü içimdeki çocuğu da bir şekilde avutmalıyım. Bu da benim kendimi kandırma yöntemim sonuçta.

Çocuksu yanımı komple kaybettiğim zaman 20 yaşındaydım. Babamı kaybettiğim gün, tüm çocukluğumu da kaybettim. Babamın kaybı bana çok şey öğretti. Mesela ölen birinden özür dileyemiyor, sevdiğinizi söyleyemiyor, ondan af dileyemiyorsunuz. Babamı kaybettikten sonra içimden nasıl gelirse öyle yaşamayı öğrendim. İçimde hiçbir şeyi tutmamayı öğrendim, çünkü zamanım olmayabilir, belki her şey için çok geç olabilir.

Mesela kırıldığım zaman kırıldığımı söylemeyi, ağladığımda göstermeyi, üzüldüğümde üzüldüğümü dillendirmeyi, canım yandığında kendi yaralarımı benden başkasının saramayacağını, düştüğümde kalkmayı ve kimi zamanda bunları göstermenin en iyi olunun susmak olduğunu öğrendim.

Bir insanın yokluğunu ayrıldığınız zaman ya da terk ettiğiniz zaman değil, öldüğü zaman anlıyorsunuz. Ayrılsanız da bir köşe başında görme şansınız olabiliyor, fakat tabuta giren birini tekrar çıkartamıyorsunuz.

Öğrendiğim En İyi Şey

Bu satırları her ne kadar gözlerim dolu dolu yazsam da öğrendiğim en iyi şey kaybetmek oldu. 23 yıllık zaman dilimine bir şeylerin yokluğunu tatmanın ne olduğunu, kaybetmenin ne demek olduğunu ve tüm bunlarla mücadele etmenin ne demek olduğunu sığdırdım. Bir 23 yıla daha ne sığdıracağım meçhul ama öğrendiğim en iyi şey bu oldu.

Tüm bunlara rağmen ben, en ufak şey de gülebilmeyi, her şeye rağmen dimdik durabilmeyi, kendimi durdurabilmeyi öğrendim… Mesela bir lafla mutlu olabildiğim gibi bir kelimeyle ağlayabildiğimi de…

Siz de gülün her şeye rağmen. Sizi aldatan, yalan söyleyen ya da kalbinizi kıran birine, kaybettiğiniz birine ya da mezarına ziyarete gittiğiniz birine gülün… Çünkü bıraktığınız son anı ne olursa, o insan sizi öyle hatırlayacaktır. Bu nedenle gülmek, dünyanın en güzel eylemi, gücünüzü temsil eden en güzel harekettir…

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.